‘panik’
Panik Bozukluğu
PANİK BOZUKLUĞU VE PANİK ATAK
Beklenmedik bir anda ve kendiliğinden ortaya çıkan panik nöbetleriyle seyreden bir hastalıktır.
TARİHÇE
Panik bozukluğu kavramının gelişimi 100 yıllık bir süreyi kapsar. Psikolojik yönden yoğun duyguların neden olduğu nevrasteni grubu içinde ele alınmıştır. Sonuçta 1895’te Freud anksiyete nevrozu kavramını ortaya çıkarmıştır.
KLİNİK GÖRÜNÜM
Hastalık beklenmedik bir anda kendiliğinden birdenbire ortaya çıkan, kişide korku ve huzursuzluk yaratan “panik nöbetleri”yle seyreder. Hastanın yaşadığı yoğun anksiyete ve özellikle “tehlikede olduğu” yaşantısı hastalığın psikolojik görünümünü oluşturur ve kişinin o ortamdan kaçmasına ya da kaçınmasına neden olur. Kişi genellikle ilk panik atağı geçirdiği ortama bir daha girmemeye çalışır, çünkü o ortamın yeni atakların oluşmasına neden olabileceğini düşünür. Ancak bu kaçınma davranışı zamanla kişinin sosyal yaşamını kısıtlar, sonuçta evinden çıkamamasına hatta evinde bile yalnız kalamamasına yol açar. Bu durumda artık “agorafobiyle birlikte panik bozukluğu” tanısı koymak gerekir.
Panik atak hastalarında hiperventilasyon durumlarında olduğu gibi, çarpıntı, soluğun kesilmesi, yeterince soluk alamama ve hava açlığı duygusu, nefes darlığı, boğuluyor gibi olma, boğazda tıkanma hissi, yutkunamama, baş dönmesi, çevredeki nesnelerin bulanık ya da yüzer gibi hareket ediyormuş şeklinde algılanması, bayılacak gibi olma, bazı hastalarda senkoplar, titreme, sarsılma, terleme, bulantı, mide ve karın içinde kıpırtı, karın ağrısı, uyuşma, istirahat durumunda da gelebilen, egzersizle ilişkisi olmayan ve daha çok sol kola, omuza ve koltuk altına yayılan birkaç saniye süreli, yineleyen göğüs ağrısı, uyuşma, karıncalanma, ateş basması, ürperme, tüylerin diken diken olması, zihin bulanıklığı gibi bedensel belirtiler ortaya çıkar. Tüm bunlar kişideki uyarılmışlık halini artırdığından hasta tüm antenlerini kendine çevirip kendini izlemeye varmadığı önemsiz değişiklikleri bile hisseder, hem de bunların hissedilmesi, uyarılmışlık halini daha da artırır. Özetle artık kısır bir döngü içine girmiştir ve gelecekte de benzer atakları geçirebileceği endişesiyle korkulu bir bekleyiş içindedir (Prof. Dr. Erdal IŞIK, Nevrozlar, Ankara, 1996)
DSM-IV PANİK ATAĞI TANI ÖLÇÜTLERİ
Aşağıdaki belirtilerden en az dördünün (ya da daha fazlasının), ani olarak başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, yoğun bir korku ya da rahatsızlık döneminin olması:
- Çarpıntı, kalp atımarının ya da kalp atım hızında artma olması
- Terleme
- Titreme
- Nefes darlığı ya da boğulma hissi
- Soluk kesilmesi
- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
- Bulantı ya da karın ağrısı
- Baş dönmesi, dengesizlik ve sersemlik hissi ya da bayılacakmış gibi olma
- Derealizasyon (gerçeklik dışı duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma duyguları)
- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
- Ölüm korkusu
- Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma hissi)
- Üşüme ya da ateş basmaları
TEDAVİ YAKLAŞIMLARI
Psikoterapi : Panik bozukluğu ve panik atak tanısı almış hastaların durumları değerlendirildikten sonra yoğun psikoterapi sürecine uzmanlar tarafından alınırlar. Kişinin durumuna göre ne kadar ve ne sıklıkla terapiye katılacağı belirlenir. İlk hedef olarak hastadaki panik atak nöbetlerini kaldırmaya yönelik seanslar düzenlenmelidir. Hasta hali hazırda ataklarından dolayı dışarıya dahi çıkamazken, uzman kişinin bu semptomları ortadan kaldırılmasına yönelmelidir. Hedeflerden bir diğeri ise hastanın tanısına eşlik eden herhangi bir psikiyatrik durumun eşlik edip etmediğinin araştırılmasıdır. Burada bir komorbidite söz konusu ise farmakolojik destek alması sağlanır. Tüm değerlendirmeler yapıldıktan sonra yoğunlaştırılmış terapi planı hastaya uygulanır.
Hipnoterapi : Bu yöntemi daha çok panik bozukluğu ve panik atak hastalarında relaksasyon (rahatlama) amaçlı olarak uzmanlar tarafından kullanılmaktadır. Kişinin kendisini daha rahat, daha huzurlu hissetmesine yönelik telkinler verilerek sosyal hayatına devam etmesi amaçlanmaktadır. Dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biride kişinin psikoterapatik süreçte semptomlarının azalmasından sonra hipnoterapiye geçilmesidir. Aksi halde kişi hipnoz esnasında komplikasyon belirtileri gösterebilmektedir. Dolayısıyla psikoterapi sürecinde kişiyi iyi analiz etmek, ilerleme kaydettiğinden emin olmak ve tüm bu sürecin sonrasında hipnoza hazır halde olduğundan emin olmak gerekmektedir. Bilinçsizce yapılan ve uzman tarafından uygulanmayan hipnoz seansları kişinin patolojisini daha da artırabilmektedir. Bu yüzden hastaların bu işte uzman kişileri tercih etmesi temel kriterdir.
Nefes Terapisi: Bu yöntemle panik bozukluğu ve panik atak hastalarına nefeslerini doğru kullanmaları yönünde eğitim verilerek, daha sakin ve daha etkin sakinleşme sağlamak için belli teknikler öğretilmektedir.
Kişinin panik atak yaşaması zayıflık belirtisi değil, hastalığın ciddiyetidir.
Derleyen: Uzm. Psk. Ferhat AKPINAR